bazı yazılar

geçmişte kalanlar ve kalması gerekenler.

akıldan kaçmak, kaçırmak, kaçırılmak…

delirmek, delirmek güzel şey.

her şey aslında o kadar basit ki… biz en küçük söze, davranışa, bakışa anlam yüklemeye çalışarak hayatı komplike hale getiriyoruz. derinlik katmak istiyoruz belki, dolu ve yoğun yaşamak. ama çelişkilere düşüp kayboluyoruz. bulduğumuz anlamları ne yapacağımızı bilmiyor, aramıza koyuyor, birbirimizden uzaklaşıyoruz. gerek yok. basit ve anlamsız yaşamak en kolayı, milyonlarca anlam aramak yerine ne istediğini söyle, git ve onu al. gelmek istemiyorsa ikna et. ama gereksiz anlamlar, derinlikler arama. çünkü yok. herkes hayatını yaşıyor ve sen o hayata heyecan getirebildiğin kadarsın. daha fazlası değil. aşk, sevgi, bilmem ne. hepsi palavra. insanlar sıkılıyor ve hayatlarını renklendirebilecek şeyler arıyor. bu kadar. o yüzden onları şaşırt. beklemedikleri şeyler yap. kıvrak hamlelerle hayatlarına gir. kimse hayır demeyecek, göreceksin.

gitme! gidersen kaybedersin.

gitme! gidersen kaybedersin.

istediğini sana vermesi için hayatı bekleme. neyi, kimi istiyorsan git ve onu al.

hayaller kurma, planlar yap.

dudaklarını öptüm, tenine dokundum, kokunu içime çektim. sarıldım, elim sırtında uyuyakaldım. beni sevdiğini ama geçmişi aşamadığını söyledin. kahroldum. yine. defalarca olduğum gibi.

"o çocukla olmasaydın köpeğin olurdum şimdi." dedin bana. belki inattan, sırf seni elde etmek uğruna, tekrardan kahroldum.

ben senin için çok güçsüzüm, kırılganım, duygusalım. doğru. birbirimize göre değiliz belki. ama inatçıyım. senin istediğin kadın olmak istiyorum. gerekirse kolundan tutup çekmek, bağırıp çağırıp küfürler etmek, seni herkesten saklamak, deli gibi kıskanmak istiyorum.

içimden bir şey beni tutuyor. ben bu değilim çünkü. kırılmamak, üzülmemek için artık olgunlaştığımı söyleyip o duyguları derinlere sakladım ben. biri bana zarar vermesin diye kendime duvarlar ördüm. dışardan yüzeysel bir insan olarak görünüyorum belki de bu yüzden. beni bunla da suçladın. ama beni buna iten kimdi diye sormadın.

"hadi git, peşimi bırak artık." dedin, tavsiyeler verdin uzun uzun. "kontrol edebileceğin bir adamla beraber ol." diye. haklıydın. en başından beri biliyordum zaten bu ilişkinin üzülen tarafı ben olacaktım. tabi eğer bir tanesine sahip olsaydık.

şimdi anlıyorum bana başta tavsiye veren insanları senin arkandan konuşuyorlar diye suçlamam yanlışmış. bana bir kız gelip seni sorsa ben de “kendi iyiliğin için sakın bulaşma o çocuğa” derim artık.

tabi bir de kazananı olmak var bu oyunun. ne kadar imkansız ve yıpratıcı gözükse de, bir ümit. “sen beni aşamazsın, ben de seni aşamam.” dedin bana, arabadan inerken. dönüp dolaşıp bana gelicek misin demekti bu? yoksa elimin altında dur, canım isteyince senle oyalanırım mı?

ve en nefret ettiğim cümle: “this is condalton.” busun işte. bu kadar belirsiz. seni gerçekten sevdiğimi gösterdiğimde bunu acizlikmiş gibi yansıtıyorsun, güçlü olup takmadığımda da “beni çok saldın.” diye suçluyorsun. ortasını bulmam lazım, yine haklısın. büyümem lazım, öğrenmem lazım.

bu arada senin de olgunlaşman lazım. “alternatifim çok.” demek çözüm değil. o kızdan o kıza geçtikçe daha çok kayboluyorsun, yoruluyorsun. problemlerle karşılaştığında onlardan kaçmayı değil, çözüm bulmayı öğrenmen gerekiyor. biriyle yetinmeyi, kimsenin mükemmel olamayacağını bilmen gerekiyor.

dağıldım. ne yapacağımı bilmiyorum. kendim için en iyisi uzaklaşmak, unutmak. bütün arkadaşlarımın da söylediği gibi. ama bir tarafım da bırakmak istemiyor. bana döneceğin, beraber olabileceğimiz ümidiyle yaşıyor. 

kazanan olmak istiyorum. belki hırs, belki aşk, belki takıntı. bilmiyorum.

dudaklarını özledim.

çok kişi gördüğünü, bildiğini sanıyor.
o dağınık yaşıyor
sadece ben görmek istiyorum o gülüşü
sadece ben bilmek istiyorum içindeki çocuğu
sadece ben sevmek istiyorum lanet olası.
çok güzelsin.

çok kişi gördüğünü, bildiğini sanıyor.

o dağınık yaşıyor

sadece ben görmek istiyorum o gülüşü

sadece ben bilmek istiyorum içindeki çocuğu

sadece ben sevmek istiyorum lanet olası.

çok güzelsin.

son bir buçuk haftadır konuşmuyorduk. onun işleri vardı. ben istanbulda değildim vesaire. hiçbiri engel değil tabi konuşmamak için ama yine o uzaklaştırdı kendini. çok özledi biliyorum. uzaklaşsa da unutamadı. yazdı. benim de aklımdaydı, uzakta olsam da. onu görme planları yaparak döndüm istanbula. planladığım şey ne olursa olsun gerçekleşsin isterim, gerçekleşmedi. hayalkırıklığı da özlemle birleşince tüm birikmişler yığıldı üstüme. içtim, teoman dinledim, ağladım. biliyordum o gece arayacaktım. o aradı. sonra reddetti. yazdım. trip attı. komikti. cuma günü görüşmek için çağırdı. onu dinlemem için. bilmiyorum dedim. anlamadı. bilmiyorum benim için ‘aslında gelmem ama senin yanında olmak istiyorum’du. yine anlaşamadık belki ama aklında olduğumu bilmek iyi hissettirdi.

cuma gününü bekliyorum şimdi. görmemem gereken insanlar var, karşılaşmamam, konuşmamam gereken. hepsi orda. nasıl olacak bilmiyorum. onun için göze alabilecek miyim bilmiyorum.