bazı yazılar

geçmişte kalanlar ve kalması gerekenler.

sanasoyleyemedigimherseyyy said: Seninle tanışmak istiyorum, yazdıkların hislerime dokundu

teşekkür ederim, tabi ki :)

onun yanındaki mutluluğu, kollarının altındaki huzuru, gözlerindeki bakışı başkasında aramak…

aramaktan çok bulduğunu sanmak ama emin olamamak…

ona benzeyecek mi? nasıl hissettirecek? onun kadar sevecek mi? ya gerçek değilse? gibi sorular.

çünkü bulduğunu sanıp kaybetmek daha kötü… onu hatırlatıp sonra hiçbir şey olmamış gibi gitmek… bırakmak… hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmaya çalışmak… ama eksikliğinden daha çok eksilmesi, içindeki boşluktan bir parça daha kopması…

o kadar hassas ki bazı şeyler. yaralar o kadar taze. gelip onları mı sarıcak yoksa dikenlerini mi sürtücek bilememek… güvenmek istemek ama güvenememek… akıldaki yüzlerce soru işareti… düşünmek… aslında düşünmeden sadece kendini bırakmak istemek…

anılar… benzerlikler… aynı kelimeler…

ilerlemek istiyorum. ama aslında farkında olmadan geçmişe mi dönüyorum bilmiyorum… sanki her şey çok benziyor… ya da bana her şey onu hatırlatıyor…

yapılamamışlar:
*geçen yazdan beri beraber büyükadaya gitmek yapıyorduk, gidemedik.
*geçen kış onun yanına ankaraya gidicektim. otel, otobüs ve uygun zamanı ayarlayamadığımız için gidemedim.
*yazlığa gelmesini isterdim.
*beraber film serilerini izleme planı yapmıştık, zaman bulamadık.
*beraber tatile gitmek veya interrail yapmak istiyorduk.

***henüz çıkarken ve aramız iyiyken birbirimize; bir gün ayrılırsak, üstünden yıllar geçse ve hayatlarımıza başkaları da girmiş olsa bile beraber parise gitme sözü vermiştik. -sanırım ikimiz de garanticiyiz ve her şeye rağmen kendimize son bir şans kazandırmak istemişiz. şimdi ne olucağımızı, bu sözün ne olacağını bilmiyorum, ama seninle parise gitmek güzel olurdu. beraber gitmesek bile sanırım ilk gittiğimde aklımda hep sen olucaksın.-
(20 Eylül 2013)  

-

bu blogu açtığım ilk zamanlarda yapmıştım bu listeyi… hala tutulmayan sözlerin, gerçekleştirilemeyen planların hesabını yaparken. sonra anladım ki aslında tutulmayan çok söz varmış…

yapılamamışlar:

*geçen yazdan beri beraber büyükadaya gitmek yapıyorduk, gidemedik.

*geçen kış onun yanına ankaraya gidicektim. otel, otobüs ve uygun zamanı ayarlayamadığımız için gidemedim.

*yazlığa gelmesini isterdim.

*beraber film serilerini izleme planı yapmıştık, zaman bulamadık.

*beraber tatile gitmek veya interrail yapmak istiyorduk.

***henüz çıkarken ve aramız iyiyken birbirimize; bir gün ayrılırsak, üstünden yıllar geçse ve hayatlarımıza başkaları da girmiş olsa bile beraber parise gitme sözü vermiştik. -sanırım ikimiz de garanticiyiz ve her şeye rağmen kendimize son bir şans kazandırmak istemişiz. şimdi ne olucağımızı, bu sözün ne olacağını bilmiyorum, ama seninle parise gitmek güzel olurdu. beraber gitmesek bile sanırım ilk gittiğimde aklımda hep sen olucaksın.-

(20 Eylül 2013)  

-

bu blogu açtığım ilk zamanlarda yapmıştım bu listeyi… hala tutulmayan sözlerin, gerçekleştirilemeyen planların hesabını yaparken. sonra anladım ki aslında tutulmayan çok söz varmış…

"Rather than feel guilt, people who have hurt us typically start to hate us - for reminding them of their own meanness."

"Bizi üzen insanlar, suçlu hissetmemek için bizden nefret etmeye başlarlar. - onlara kendi kötülüklerini hatırlatması için."

(onun attığı bir tweet, zamanını hatırlamıyorum) - ayrıca hiçbir zaman ondan nefret etmedim…

tek başıma uyumaya aşık biriydim. aynı yatakta başka birinin hareketlerine değil nefes alışına bile tahammülüm yoktu. biriyle yatmaktansa sabaha kadar sandalyede oturmayı tercih ederdim… ve zamanında sevgi bana bunu yaptıramamışken şimdi yalnızlık yaptırıyor. artık ne aşka ne geniş bir yatağa ne başka bir şeye ihtiyacım var biriyle beraber uyumak için. sadece yanımda birinin olduğunu bilmek, sabah yanımda biriyle uyanacak olmak ve yalnız olmamak yetiyor. uykumu almama da gerek yok rahat etmeme de, hatta sırtımın tutulmasına bile razıyım, o derece. artık yaşadıklarımın sadece zaman öldürmek ve göz boyamak olduğunu anlıyorum galiba. ha pişman mısın diye sor değilim, yaşanması gerekliydi hepsinin. ama artık biraz daha anlamlı bir şeyler yaşamanın zamanı geldi sanırım. eskiden her şeye anlam yüklemeye karşıydım ama artık kendi anlamsızlıklarımın içinde boğuluyorum. belki bir dal? tutunacak bir şey? ya da biraz zaman? bu evreyi de atlatacağım kendi kendime. ve başka bir sayfa açacağım. yeni ama temiz değil.

sanırım sıkıldım…

tüm bu boş, anlamsız ilişkilerden. gereksiz yakınlıklardan. ve zaman kayıplarından. 

kendime zararlı olmaya başladım.

yaptıklarımla, düşündüklerimle, olabileceklerle.

ve kendimden soğudum, uzaklaştım.

pişman olmayacağım.

hayatta hiçbir şeyden pişman olmadım.

fakat geri dönemeyeceğim hatalar yapmak istemiyorum.

kendimi durdurmalıyım.

kendimi kendimden korumalıyım.

2 gündür içimde bir taş, tam 16 kilo. yüreğimin hemen üstünde, kalkmıyor. beni ne yerimden kıpırdatıyor ne yemek yediriyor ne de uyutuyor. bağırıyorum, çağırıyorum kalkmıyor. posterler hazırlıyorum, resimlerini asıyorum kalkmıyor. mumlar yakıyorum, yürüyorum kalkmıyor. çünkü katili hala dışarıda geziyor, yüzümüze bakıyor, meydanlarda konuşuyor… bulup kendi ellerimle öldüresim geliyor bazen, dayanamıyorum. öyle eziliyorum 16 kiloluk berkin’in altında. onun temiz yüreğinin, iyi niyetinin altında. o daha 15 yaşında… benim kardeşim yaşında… öldüğünü hala kabullenemiyorum. uzak akrabalar, çok yaşlı dedeler ölür ama kardeşler ölmez… kardeşler yaramazlık yapar, kardeşler top oynar, kardeşler sizi sinir eder. ama kardeşler ölmez…berkin de benim kardeşim artık, sonsuza kadar. babası benim babam, annesi benim annem. aynı acıyı paylaşıyorum, berkin’in 16 kiloluk yüreğini taşıyorum… 

birinin göğsüne yatıp orda hayatımın en mutlu ve huzurlu dakikalarını geçirmeyi, onun yanındayken kimseyle olmadığım kadar rahat olmayı özledim… sevildiğimi bilmeyi ve sevmeyi özledim… en önemlisi küçücük şeylerden mutlu olmayı özledim…


“Never love a wild thing, Mr. Bell,’ Holly advised him. ‘That was Doc’s mistake. He was always lugging home wild things. A hawk with a hurt wing. One time it was a full-grown bobcat with a broken leg. But you can’t give your heart to a wild thing: the more you do, the stronger they get. Until they’re strong enough to run into the woods. Or fly into a tree. Then a taller tree. Then the sky. That’s how you’ll end up, Mr. Bell. If you let yourself love a wild thing. You’ll end up looking at the sky.”

"Her zaman yaptığın hata da bu, vahşi şeyleri sevmek. Eve de her zaman vahşi şeyler getirirdin. Kanadı kırık bir şahin,… bacağı kırılmış vahşi bir kedi…  Hatırladın mı? Ama sana söylemek istediğim… Kalbini vahşi şeylere vermemelisin. Sen bunu yaptıkça onlar güçlenir. Bir ağaca yükselebilecek kadar güçlendikten sonra da… gökyüzüne doğru uçup gider." Holly
― Truman Capote, Breakfast at Tiffany’s and Three Stories

“Never love a wild thing, Mr. Bell,’ Holly advised him. ‘That was Doc’s mistake. He was always lugging home wild things. A hawk with a hurt wing. One time it was a full-grown bobcat with a broken leg. But you can’t give your heart to a wild thing: the more you do, the stronger they get. Until they’re strong enough to run into the woods. Or fly into a tree. Then a taller tree. Then the sky. That’s how you’ll end up, Mr. Bell. If you let yourself love a wild thing. You’ll end up looking at the sky.”

"Her zaman yaptığın hata da bu, vahşi şeyleri sevmek. Eve de her zaman vahşi şeyler getirirdin. Kanadı kırık bir şahin,… bacağı kırılmış vahşi bir kedi…  Hatırladın mı? Ama sana söylemek istediğim… Kalbini vahşi şeylere vermemelisin. Sen bunu yaptıkça onlar güçlenir. Bir ağaca yükselebilecek kadar güçlendikten sonra da… gökyüzüne doğru uçup gider." Holly


― Truman CapoteBreakfast at Tiffany’s and Three Stories

Anonymous said: Sevgilinle uzak olduğunuz için mi ayrıldınız? Eğer öyleyse aynı durumdayiz yazdıklarını okuyunca ağlayasim geliyor :'(

fiziksel olarak uzaklık değil sadece… mesafeler bir yerden sonra insanları da birbirinden uzaklaştırmaya başlıyor. ama eğer siz bu durumu lehinize çevirebilirseniz, birlikte geçirdiğiniz zamanları kaliteli hale getirirseniz ve sorunlarınızı boşvermeyip çözebilirseniz bence altından kalkarsınız. o yüzden ağlama anonim, hala umut var :)